top of page

ERGENLİK 101 – 3. BÖLÜM: 11-13 YAŞ ÖNERGENLİK DÖNEMİ


Ergenlik-101 serimizin bir önceki yazısında ‘latans’ (gizil) dönemden (7-11 yaş) bahsetmiştim. Serinin üçüncü yazısında 11-13 yaş arasını kapsayan ‘önergenlik’ evresinden bahsedeceğim.

Önergenliğin yaş aralığı 11-13 olarak verilse de, çoğu kaynakta buna 10-14 yaş olarak rastlamak da mümkündür. Evreler için verilen yaşlarda genelde bir-iki aşağı-yukarı ufak sapmalar olabilir. Çünkü daha önce de söylediğim gibi her çocuk kendi özelinde gözlemlenip değerlendirilmelidir. Önergenlik aslında erinliğin (buluğ çağı/püberte) başlangıcıdır. Erinlik ile ergenlik birbirine karıştırılmamalıdır. Erinlik, öncelikli olarak önergenlikte meydana gelen hormonal ve bedensel değişiklikleri içeren hızlı fiziksel olgunlaşma dönemidir. Bir nevi ergenliğin habercisidir ve ergenlik döneminin bitiminden önce erinlik tamamlanmış olur. Aslında genç bir kızın ya da erkeğin erinlik döneminde olduğunu tahmin edebilsek bile tam olarak ne zaman başladığını ve bittiğini söylemek zordur. Çünkü erinlik tek ve ani bir olay değildir. En belirgin özelliği cinsel olgunlaşma ve boydaki ve ağırlıktaki artışlardır (1).

Kız ve erkeklerde erinliğin başladığını gösteren özellikler birincil ve ikincil cinsiyet özellikleri olarak ikiye ayrılır. Birincil cinsiyet özellikleri üreme organlarındaki değişimleri (adet görme, cinsel organlarda büyüme ve olgunlaşma gibi) içerirken, ikincil cinsiyet özellikleri beden yapısındaki değişiklikleri (kızlarda göğüslerde büyüme ve omuzların daralıp kalçanın genişlemesi, erkeklerde yüzün erkeksi görünüm alması ve omuzların genişleyip kalçanın daralması ve gövdenin nisbeten uzun olması, her iki cinsiyette cinsel organlarda kıllanma gibi) içerir. Boy uzaması, vücutta kıllanmanın başlaması, yağ bezlerinin çalışmasının artması ile birlikte sivilcelenmenin ortaya çıkması ve seste kalınlaşma ise her iki cinsiyette de ortak olarak gözlenen diğer fiziksel değişikliklerdir (2).

Önergenlikte meydana gelen erinlik değişimleri bireyleri nasıl etkiler?

Önergenlik dönemi ilköğretimden ortaöğretime geçiş dönemine denk gelmektedir. Ortaokul çocuğunun dikkati, erinlik değişimlerinin etkisi ile kendi bedeni üzerine yoğunlaşır. Değişen vücutları ile çok ilgilidirler. Dolayısıyla vücutlarının nasıl olduğuna dair zihinlerinde sürekli olarak temsiller yani imgeler oluştururlar. Bu sebeple beden imgesi ile ilgili endişe önergenlikte hayatlarında oldukça büyük yer kaplar(3). Örneğin bir ortaokul çocuğu, kilosu yaşına ve boyuna göre uygun aralıkta olduğu halde kendini olduğundan daha şişman görebilir. Çünkü bedenindeki fiziksel değişikliklerle o kadar meşguldür ki arkadaşlarının da aynı şeyleri yaşadığını kaçırıp kendisini onlardan bile kilolu olarak algılayabilir. Bunlar kafasında oluşturduğu beden imgeleriyle ilişkilidir. Tabii ki beden imgesi medya üzerinden bize aktarılan ideal güzellik/yakışıklılık, boy, kilo gibi kriterlerden oldukça etkilenmektedir. Bu dönemde TV, sosyal medya, dergi gibi mecralarda yer alan tanıdık yüzler ile kendilerini kıyasladıklarını görmek mümkündür. Araştırmalar, önergenlikteki bireylerin ergenliğin sonlarında olan bireylere kıyasla vücutlarından daha hoşnutsuz olduğunu göstermektedir(3).

Bu noktada ‘ergen benmerkezciliği’ kavramından bahsetmek yerinde olacaktır. Ergen benmerkezciliği, ergenin kendi görüntüsü ve davranışları konusundaki öz-farkındalığının artmasıdır. Bu kavram iki önemli unsurdan oluşur: ‘hayali seyirci’ ve ‘kişisel hikaye’(4). Önergenlikteki bir bireyin ilgisinin kendi üzerinde olduğundan bahsetmiştim. Hayali seyici, ergenin kendisi gibi diğer insanların da onunla ilgilendiğine inanmasıdır. Bir 7. sınıf öğrencisinin sınıfa girdiğinde herkesin gözünün onun yüzündeki sivilcelerde olduğunu düşünmesi buna bir örnektir. Çünkü onlar, ergenliğin başlarında ‘sahnede’ olduklarını düşünür, kendilerini ‘başrol’ ve diğer herkesi ‘seyirci’ olarak görürler. Dikkat çekici davranışlarda bulunma girişimleri, görünür olma çabaları da yine hayali seyirci kavramıyla ilişkilidir. Bir diğer unsur olan ‘kişisel hikaye’ kavramına serinin sonraki bölümlerinde değineceğim.

Bu dönemde cinsel ve agresif dürtülerde artış söz konusudur. Cinsel uyarılma ergenlikte yeni bir olgu olarak belirir ve bunun ergenliğin normal bir boyutu gibi görmek önemlidir. Birçok şeyin uyarıcı olarak gelmesi mümkündür. Dürtülerdeki yoğunlaşmanın bir sonucu olarak da argo kullanımında artış görülebilir. Argo, kaygı ve endişelerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Önceki yazımda benliği korumakla görevli savunma mekanizmalarından kısaca bahsetmiştim. Argo kullanımını da bu mekanizmalar üzerinden açıklayacağım. Önergenlikte rastladığımız en önemli savunma mekanizmalarından biri ‘tersine döndürme’dir (reaksiyon formasyon). Örneğin, 6. sınıfa giden bir çocuk sınıfta kendisine karşı kötü davranan bir arkadaşından oldukça korkuyor diyelim. Normalde korkan birinin içine çekilmesini ve daha pasif konumda kalmasını bekleriz. Fakat bu çocuğun gözü çok korktuğunda, ve kaygılarını arttıran o arkadaşı ile bir problem yaşadığında korkusunu ‘tersine döndürerek’ küfür ediyor. Güçsüz birinin normalde korkacağı düşünülür, ancak bahsi geçen çocuk güçlü biri gibi küfür eder. Bunun nedeni, benliğin böylece kendi kendini tatmin etmesi ve o kadar da güçsüz olmadığına inanmasıdır. Yani argo bir noktada kendini gerçekleştirme imkanı sağlıyor diyebiliriz. Argo kullanımı aynı zamanda bu dönemdeki cinsel dürtülerin artışı ile birlikte aslında yaşanamayan (ve bu yaşta yaşanması da uygun olmayan) cinselliğin de bir telafisi niteliğinde görülüyor. Yani bir noktada argo, ergenlikte zannettiğimizden çok daha önemli işlev görüyor. Tabii ki bu, argonun serbestleşmesi ya da aynı tavırla ona yaklaşmanız anlamına gelmemektedir. Bunun yerine çocuğunuzun bu davranışlarına karşı duyarlı olup daha ılımlı yaklaşarak öfkesini atması için beraber alternatif yollar bulmak sağlıklı olacaktır.

Bu yaş döneminde aynı zamanda normalde merak ettiği konuları çok iğrenç ve tiksindirici buluyormuş gibi yansıttığını görmek de mümkündür. Örneğin ailece bir film izlerken birden bire öpüşme sahnesi ekrana geldiğinde, bir önergenin ‘ıyy iğrenç’ şeklinde tepkisine ya da tiksindirici buluyormuş gibi bir yüz ifadesine rastlayabilirsiniz. Halbuki cinsel dürtülerde bu kadar artışın olduğu bir dönemde bunlar hiç de iğrenç bulunmayacak, aksine merak edilen konular halini alacak şeylerdir. İşte bu da ‘tersine döndürme’nin bir başka örneğidir.

Önergenlikte çocuğun diğer kişilerle ilişkisinde neler gözlemlenir?

Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı’nda ön ergenlik dönemi 'soyut işlemler dönemi’ne denk gelir. Bu dönem 11-15 yaş arasında görülür ve tüm yetişkinlik boyunca devam eder. Bu yaştaki bireylerden artık daha soyut, idealist ve mantıksal şekilde akıl yürütebilmeleri beklenir. Daha soyut düşünmenin bir sonucu olarak ergenler ideal koşulları hayal etmeye başlar. İdeal bir ebeveynin nasıl olduğu üzerine kafa yorar ve kendi ebeveynlerini kafasındaki bu ideal olanla karşılaştırır (5). Ebeyevn ve akran ilişkilerinde yaşanan değişiklikler açısından kritik bir dönem olan ön ergenlik ebeveyn ile çatışmanın en yoğun hissedildiği dönemdir. Hatta ön ergenler, ebeveynlerini bu dönemde daha az destekleyici olarak değerlendirirler(6). Anne-kız çatışmasının arttığı bir dönemdir. Kızlarda annelerinden uzaklaşma görülebilir. Örneğin, kızlardan annelerine yönelik “Senin saçın şununki gibi değil, sen onun gibi güzel değilsin, bu kıyafet şunun annesine daha çok yakışıyor” gibi sözler duymaya başlayabiliriz. Aslında bu durum çift taraflı bir hayal kırıklığı yaratır. Bir taraftan kız çocuk “Annem zannettiğim kadar mükemmel değilmiş” şeklinde hayal kırıklığı yaşarken, annesi ise “Beni mükemmel gören kızımın artık eleştirilerine maruz kalıyorum, artık beğenilmiyorum” şeklinde hayal kırıklığı yaşayabilir. Aynı durum baba-oğul için de geçerlidir. Burada önemli olan bunun bir geçiş dönemi olduğunu unutmamak ve duygularınızı çocuğunuzda suçluluk duygusu yaratmadan onunla paylaşmaktır. Örneğin “Bu elbisenin bana yakışmadığını düşünüyor olabilirsin. Fakat fikrini beni başkaları ile kıyaslayarak paylaştığında bu beni incitiyor ve kendimi üzgün hissediyorum.” demek gibi.

Bu hayal kırıklıkları beraberinde kendi cinsinden ebeveynine benzeme korkusunu getirir. Bununla sadece dış görünüş benzerliği değil, karakter açısından benzemek de ifade edilmektedir. “Aynı annen gibisin.” ya da “Senin baban da böyle zaten.” gibi sözler onlar için çok korkutucudur. Onlara benzemek istemezler. Tabii ki bu çatışmalar, çocukluktan çıkmak için yaşanmak zorundadır. Çünkü çocuk kendi ebeveynlerinden ayrışıp dışarıya yönelmelidir. Bunlar arkadaş, öğretmen ya da beğenilen diğer kişiler olabilir.

Bu noktada çocukluktan çıkmak üzere adım adım ilerleyen ‘ergen adayı'nın ebeveyninden ayrışma girişimleri eğer tek başına verdiği bir çaba ise yetersiz kalacaktır. Çünkü hemen her konuda uçlarda yaşayan ergenler, bir uçta ebeveynlerinden ayrılmaya çalışırken, diğer uçta onlara bağlı kalmayı isterler (7). Anne-babadan beklenen onların da çocuğuna karşı mesafe alabilmesidir. Peki mesafe almak neden bu kadar önemlidir? Çünkü mesafesiz, fazla yapışık bir ilişkide çocuğun tüm ihtiyaçları aile tarafından doyurulur. Eğer bütün ihtiyaçlarınızı tek bir yerden sağlayabiliyor olsaydınız, o yeri terk etmek ister miydiniz? Muhtemelen çoğumuz bu rahat ve pratik hayata uyum sağlamaya daha yatkınızdır. Dolayısıyla çocuğun evin dışında bir hayata, farklı ilişkilere ve sosyal çevreye yönelebilmesi için bu mesafenin alınabilmesi şarttır.


Akran ilişkilerine baktığımızda ise en belirgin özellik kendi cinslerinden oluşan arkadaş gruplarıdır. Bu gruplara genelde karşı cinsten birileri kolay kolay alınmaz. Belki de bunun da ‘tersine döndürme’ mekanizmasının bir yansıması olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin, 12 yaşında bir erkek, kızlar hakkında bir çok şeyi merak ettiği halde, bir kız grubuyla arkadaş olup onları yakından tanımayı seçmek yerine, sadece erkek grubu ile vakit geçirip bir de aralarına hiç kız almadan arkadaşlık sürdürebilir. Ayrıca ihtiyaçları olan desteği ebeveynlerinden ziyade akran ilişkilerinde giderirler. Arkadaşlar arası rekabet azalmaya, paylaşım ise artmaya başlar. Akran ilişkilerinde güven, samimiyet, sadakat ve destek gibi kavramlar ön plana çıkar (6).

Genel olarak ön ergenlik aslında bir yas sürecinin başlangıcı gibidir. Yitirilenler nelerdir? Önce erinlik değişiklikleri ile o çocuksu beden yitirilir. Ardından ebeveynler ile yoğunlaşan çatışmalar ile o mutlu ve uyumlu birliktelik yitirilir. Bununla birlikte akran ilişkilerinin artması ile çocukluk dönemine ait o yakın çevreyle olan ilişkiler yitirilir. Bireyleşmeye dair ilk adımın, bebeklik döneminde anneden ayrılma ile atıldığını biliyoruz. Çocukluktan ergenliğe geçen bir birey, bu defa bunu tüm aileden (anne, baba ve çocukluk dönemine ait yakın çevre) ayrılarak yaşar ve bireyleşme yolunda ilerler (8). Dışarıdan bir gözle net bir şekilde fark edilmese de ergen tarafından tüm bunların yası tutulacak-tutulmaya çalışılacak, muhtemelen pek de kolay olmayacaktır. Bu süreçte bir değnek misali onlara dayanak olup yanlarında olduğunuzu onlara hissettirmeniz en kıymetli şey olacaktır. Bir sonraki ‘Ergenlik-101: Ergenlik Başlangıcı (13-15 yaş) yazımda görüşmek üzere.









Psikolog İdil Örs

İstanbul Üniversitesi - Psikoloji




Kaynakça

1) Santrock, J. W. (201). Yaşam boyu gelişim (13. Baskı). (G. Yüksel, Çev.) Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi 1983), 353-354.

2) Toktamış, A. (2008). Erinlik dönemi öğrencilerin ebeveyn tutumları ile sosyal becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Yeditepe Üniversitesi, İstanbul.

3) Santrock, J. W. (201). Yaşam boyu gelişim (13. Baskı). (G. Yüksel, Çev.) Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi 1983), 356.

4) Santrock, J. W. (201). Yaşam boyu gelişim (13. Baskı). (G. Yüksel, Çev.) Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi 1983), 371.

5) Santrock, J. W. (201). Yaşam boyu gelişim (13. Baskı). (G. Yüksel, Çev.) Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi 1983), 25.

6) Nickerson, A. B., & Nagle, R. J. (2005). Parent and peer attachment in late childhood and early adolescence. The journal of early adolescence, 25(2), 223-249.

7) Çiçek, N. (2019). Önergenlik döneminde psikolojik dışlanma, bağlanma ve yaşam doyumu arasındaki ilişkilerin incelenmesi (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Ufuk Üniversitesi, Ankara.

8) Parman, T. (2017). Ergenlik ya da merhaba hüzün (5. baskı). İstanbul: Bağlam Yayıncılık, 152-153.

1.230 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page